HR Dünyası Parafraz

Bambi yatak inovasyon sırrını açıkladı

Başarının bir varış noktası değil, bitmeyen bir öğrenme yolculuğu olduğunu kanıtlayan liderler, markaların küresel vizyonunu da yeniden şekillendiriyor.

Bambi yatak inovasyon sırrını açıkladı

Türkiye’nin en hızlı ve en yüksek üretim kapasitelerinden birine sahip olan Bambi Yatak, uyku konforunu Anadolu'nun şifalı kaynaklarıyla birleştirirken, kurumsal kültüründe de aidiyeti en üst sıraya koyuyor.

HR Insight Türkiye YouTube kanalımızın özgün formatı Parafraz'ın ilk konuğu, lojistikten genel müdürlüğe uzanan 26 yıllık kariyeriyle mutfağından yetiştiği markasının büyüme ve dönüşüm yolculuğuna yakından tanıklık eden Genel Müdür Cem Baş oldu.

Bu samimi sohbette; Cem Baş’ın lojistikten genel müdürlüğe uzanan 26 yıllık kariyer yolculuğundan Bambi Yatak’ın Anadolu’nun doğal kaynaklarını uyku teknolojileriyle buluşturan Ar-Ge yaklaşımına, ödüllü sosyal sorumluluk projelerinden güçlü kurum kültürüne kadar markayı bugüne taşıyan dinamikleri ele aldık. 25 ülkeye ulaşan ihracat ağı ve küresel büyüme hedefleri üzerinden Bambi Yatak’ın geleceğe dönük yol haritasını konuştuk.

Öncelikle sizi tanıyalım. Cem Baş kimdir ve 26 yıldır devam eden Bambi Yatak yolculuğunuz nasıl başladı?

İzmir doğumluyum. Ege Üniversitesi Gıda Bölümü mezunuyum. Evliyim, iki çocuğum var ve 26 yıldır Bambi Yatak ailesinin bir parçasıyım.

Aslında çalışma hayatım çok daha erken başladı. Babam esnaftı; ben de sekiz yaşından itibaren yazları onun yanında çalışıyordum. Esnaflığı, insan ilişkilerini, müşteriye nasıl yaklaşılması gerektiğini orada öğrendim. Babam bana sabretmeyi, çalışmayı ve bir işi yapacaksan düzgün yapmayı öğretti.

Bambi’ye geldikten sonra da bu anlayışla devam ettim. Çok farklı departmanlarda çalıştım, farklı sorumluluklar aldım. Hiçbir zaman “Bu benim işim değil” diye bakmadım. Hep biraz daha fazla iş alayım, yeni bir şey öğreneyim, başka bir sorumluluk üstleneyim istedim. Zaman içinde yöneticilerimizin ve şirket sahiplerimizin güveniyle bugün genel müdürlüğe kadar geldim.

Lojistikten başlayıp aynı kurumda genel müdürlüğe kadar uzanan bir kariyeriniz var. 26 yıllık bu yolculuğa bugün baktığınızda size ne hissettiriyor?

Benim için çok özel bir duygu. Bir firmada 26 yıl çalıştığınızda zaten o şirketi sahiplenmeye başlıyorsunuz. Kendinizi onun bir parçası gibi değil, neredeyse sahibi gibi hissediyorsunuz; koruyorsunuz, kolluyorsunuz.

Bambi’ye başladığım dönemde marka bugünkü büyüklüğünde değildi. Bir markanın adım adım büyümesine, kritik kararlarına, dönüm noktalarına ve ulusal bir marka haline gelişine tanıklık ettim.

Üstelik yalnızca dışarıdan izleyen biri değildim. Ekip arkadaşlarımızla, yöneticilerimizle ve şirket sahipleriyle birlikte bu yolculuğun içinde yer aldım. Bugün geldiğimiz noktada bu başarıda benim de bir payım olduğunu bilmek beni hem mutlu ediyor hem gururlandırıyor.

Bugün çalışanların birkaç yılda bir iş değiştirdiği bir dönemde aynı şirkette 26 yıl kalabilmenizin sırrı neydi?

Bence önce kişinin kendi yapısıyla ilgili. Ben sabırlı ve çalışmayı seven biriyim. Bir işi yapıyorsam olabilecek en iyi şekilde yapmaya çalışırım. Boyacılık yapıyorsam en iyi şekilde boyayayım, temizlik yapıyorsam tertemiz yapayım. İşin ne olduğu çok önemli değil.

Bir başka önemli konu da güven. Bana sorumluluk verildi, ben o sorumluluğu yerine getirdim. Sonra daha büyük bir sorumluluk geldi. Onu yaptığınızda bir sonraki geliyor.

Elbette bunu tek başınıza yapamazsınız. Yöneticilerimin ve şirket sahiplerinin önümü açması, bana güvenmesi ve destek olması çok önemliydi.

Bambi’de yalnızca benim gibi uzun yıllardır çalışan bir kişi yok. 10, 20 yılı aşan çok sayıda çalışanımız, hatta benden daha eski arkadaşlarımız var. İşini doğru yapan, sorumluluğunu yerine getiren insanların karşılığını alabildiği bir kurum kültürü var. İnsan yöneticisinden ve çalıştığı ortamdan memnunsa kalıcılık da geliyor.

Çalışmaya çok küçük yaşta babanızın yanında başladığınızı söylüyorsunuz. Esnaflık kültüründen öğrendikleriniz kariyerinizi nasıl şekillendirdi?

Babamdan en çok sabrı, çalışmayı ve insan ilişkilerini öğrendim.

Esnaflık çok farklı bir okul. Karşınıza her gün başka bir insan geliyor. Müşteriyle nasıl konuşacağınızı, nasıl davranacağınızı ve sorun yaşadığınızda nasıl çözüm üreteceğinizi öğreniyorsunuz.

Bir de babamın bana öğrettiği çok net bir şey vardı: Bir iş yapacaksan düzgün yapacaksın.

Ben bunu bütün çalışma hayatıma taşıdım. Hangi görevi üstlendiysem “Bunun en iyisini nasıl yaparım?” diye baktım. Kariyerimde bana en çok fayda sağlayan özelliklerden birinin bu olduğunu düşünüyorum.

Bambi’de uzun yıllardır çalışan çok sayıda kişinin bulunmasını nasıl açıklıyorsunuz? Aile şirketi yapısının bunda nasıl bir etkisi var?

Bambi üç kardeşin ortak olduğu bir aile şirketi. Ben özellikle “aile şirketi” diyorum çünkü içeride gerçekten daha yakın bir ilişki biçimi var.

Şirket sahipleri de esnaflıktan geldikleri için çalışanlarla kurdukları ilişki bazı kurumsal yapılardan farklı. Aramızda yalnızca patron-çalışan ilişkisi yok; yıllar içinde abi-kardeş ilişkisine dönüşen bağlar oluşuyor.

Gösterilen yakınlık, özveri ve güven çalışan tarafında da karşılık buluyor.

Elbette şirket büyüdükçe sistemlerin ve kurumsal yapının da gelişmesi gerekiyor. Ama insan tarafındaki bu yakınlığın korunmasının uzun süreli çalışan bağlılığında önemli bir payı olduğunu düşünüyorum.

Bambi Yatak inovasyona ve Ar-Ge’ye cironun yaklaşık yüzde 1’ini ayırıyor. İnovasyon neden şirket için artık vazgeçilmez hale geldi?

Çünkü farklılaşmak zorundasınız.

Biz ciromuzun yaklaşık yüzde 1’ini inovasyon ve Ar-Ge çalışmalarına ayırıyoruz. Bugün bizim için inovatif ürün geliştirmek artık olmazsa olmaz.

Sektörde çok sayıda marka var. Diğerlerinden farklı bir şey söylemeniz, tüketiciye yeni bir fayda sunmanız gerekiyor.

Biz de zaman içinde bunu bir misyon haline getirdik. Türkiye’nin doğal kaynaklarını ve değerlerini araştırıp bunları uyku teknolojilerine nasıl aktarabileceğimize bakıyoruz.

Her yıl yeni bir ürün geliştirmeye çalışıyoruz. Bu çalışmaların testleri yapılıyor, ürün geliştirme süreci tamamlandıktan sonra tüketicinin kullanımına sunuluyor.

Çankırı’nın kaya tuzundan Ünye’nin manyetik siyah kumuna, bor minerallerinden Kapadokya kiline kadar Türkiye’nin doğal kaynaklarını uyku teknolojilerine taşıyorsunuz. Bu ürün fikirleri nasıl ortaya çıkıyor?

Doğallık bugün dünyada çok güçlü bir eğilim. Biz de bunu kendi alanımıza nasıl uyarlayabiliriz diye düşündük.

Ünye’nin manyetik siyah kumunu kullandığımız ürünlerimiz var. Kütahya’nın bor mineralinden geliştirdiğimiz Borjen, Çankırı’nın kaya tuzundan BioSalt ve Kapadokya kilinden geliştirdiğimiz Kapadokya yatağımız var.

Bunun yanında aynı yatakta iki kişinin farklı sertlik tercih edebilmesini sağlayan ürünler veya tropikal iklimlerde yetişen kapok bitkisinin liflerini kullandığımız ürünler gibi farklı çalışmalarımız da bulunuyor.

Biz bunlara “Bambi Buluşu” diyoruz.

Buradaki amaç yalnızca ilginç bir hikâye anlatmak değil. Yeni materyalleri araştırıp uyku konforuna nasıl katkı sağlayabileceğini görmek ve markayı inovasyon tarafında farklılaştırmak.

Doğa, coğrafya ve hikâyeyi ürün geliştirme sürecinde nasıl bir araya getiriyorsunuz?

Türkiye’nin çok değerli doğal kaynakları var ancak bunların bir kısmını yalnızca bulunduğu bölgedeki insanlar tanıyor.

Örneğin Ünye’de yaşayan biri manyetik kumu biliyor ama Türkiye’nin başka bir yerindeki tüketici bundan haberdar olmayabiliyor.

Biz ürün geliştirirken bir taraftan doğal materyalleri değerlendiriyor, diğer taraftan ülkemizdeki bu değerlerin bilinirliğini de artırmak istiyoruz.

Dolayısıyla ürünün arkasında yalnızca malzeme değil, coğrafyası ve hikâyesi de oluyor.

Bu yaklaşım markanın ürünlerini farklılaştırırken Türkiye’nin sahip olduğu kaynakları anlatmak açısından da bize ayrı bir alan açıyor.

Bu kadar farklı özellik ve teknolojiye sahip yatak arasında tüketici kendisine uygun ürünü nasıl seçmeli?

Tek bir yatağın herkes için doğru olduğunu söylemek mümkün değil. İnsanların konfor beklentileri farklı.

Bir kişi sert yataktan hoşlanıyor, diğeri daha yumuşak bir yatakta rahat ediyor. Aynı yatakta uyuyan eşlerin bile farklı sertlik tercihleri olabiliyor. Bizim bu ihtiyaca yönelik geliştirdiğimiz ürünler de var.

Yatağın içindeki paket yaydan farklı sünger çeşitlerine ve kullanılan diğer materyallere kadar pek çok unsur konforu etkiliyor.

Bizim yapmaya çalıştığımız tüketicinin kendi ihtiyacına ve konfor beklentisine uygun ürünü seçebileceği alternatifleri oluşturmak.

Bu nedenle yatak seçerken yalnızca ürünün ismine ya da bir özelliğine değil, kişinin kendi uyku alışkanlıklarına ve rahatlık beklentisine bakması gerekiyor.

Geliştirdiğiniz ürünlerle ilgili tüketicilerden nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Biz her yıl tüketici memnuniyeti ve marka araştırmaları yaptırıyoruz.

Bu araştırmalarda Bambi Yatak kullanan tüketicilerin memnuniyetinin yüksek olduğunu görüyoruz. Aynı zamanda “Tekrar Bambi Yatak alır mısınız?” sorusuna verilen olumlu yanıtların da yüksek olması bizim için önemli.

Elbette yalnızca araştırmalardan değil, doğrudan tüketicilerden de geri bildirim alıyoruz.

Sonuçta geliştirdiğiniz ürünün gerçek karşılığını tüketicide görmeniz gerekiyor. Yenilik yapmanın anlamı ancak kullanıcıda bir karşılığı varsa ortaya çıkıyor.

Torbalı’daki üretim tesisiniz ve üretim kapasiteniz düşünüldüğünde Bambi Yatak bugün sektörde kendisini nerede konumlandırıyor?

2016 yılından itibaren stratejik olarak yalnızca yatak, baza ve başlık tarafına odaklanma kararı aldık. Daha önce oturma grupları da üretiyorduk.

Bu alanda bir fırsat gördük ve markalaşabileceğimize inandık. Yatırımlarımızı da buna göre yaptık.

Torbalı’daki kapalı üretim alanımızı yeni yatırımlarla yaklaşık 110 bin metrekareye taşıdık. Makine parkurumuza ve üretim altyapımıza yatırım yapmayı sürdürüyoruz.

Günlük üretim kapasitemiz talebe göre değişmekle birlikte yaklaşık 3 bin yatak, 1.500 baza ve 1.500 başlık seviyesine ulaşabiliyor.

Bu üretim gücü bizi Türkiye yatak sektörünün önemli üreticilerinden biri haline getiriyor.

Önümüzdeki üç yıl için nasıl bir Bambi Yatak görüyorsunuz?

Türkiye’de geldiğimiz noktayı daha da güçlendirmek istiyoruz.

Temel hedefimiz çok net: “Yatak” denildiğinde insanların aklına gelen ilk markanın Bambi Yatak olması.

Türkiye tarafında hedeflerimizin önemli bölümünü gerçekleştirdik. Bundan sonraki büyümenin önemli ayaklarından biri yurt dışı.

Üretim yatırımlarımız, marka yatırımlarımız ve ihracat çalışmalarımız bu nedenle devam ediyor.

Yani bir taraftan Türkiye’deki yerimizi sağlamlaştırırken diğer taraftan Bambi’yi daha güçlü bir uluslararası markaya dönüştürmek istiyoruz.

Yaklaşık 25 ülkeye ihracat yapan Bambi’nin küresel büyüme stratejisinde hangi pazarlar öne çıkıyor?

Yaklaşık 25 ülkeye ihracat yapıyoruz ve yurt dışında 260 civarında satış noktamız bulunuyor. İhracatın ciromuzdaki payı da yaklaşık yüzde 11 seviyesinde.

2024 yılında Ege Bölgesi mobilya sektöründe ihracatta üçüncü olduk. Yurt dışındaki büyümeyi daha ileri taşımak için çalışmalarımız devam ediyor.

Avrupa’da Almanya, Belçika, Fransa ve Hollanda önemli pazarlarımız arasında.

Türk Cumhuriyetlerinde yeni bir hareketlilik var ve o bölgeye yönelik çalışmalarımızı artırıyoruz. Ortadoğu da önemli. Balkanlarda da Bambi’nin bilinirliğinin ve karşılığının olduğunu görüyoruz.

Önümüzdeki dönemde bu coğrafyalardaki varlığımızı güçlendirmek istiyoruz.

Bambi’de kadın istihdamına nasıl yaklaşıyorsunuz?

Çalışanlarımızın önemli bir bölümünü kadınlar oluşturuyor. Mağazalarda da kadın satış danışmanlarının daha fazla yer almasını bayilerimize tavsiye ediyoruz.

Özellikle bizim sektörümüzde satın alma kararında kadın tüketicilerin etkisi çok yüksek. Kadın satış danışmanlarıyla müşteriler arasında ürünün kullanımı, yatak seçimi ve bakım gibi konularda daha rahat bir iletişim kurulabildiğini gözlemliyoruz.

Kadın bayi sahiplerimizin sayısı da az değil.

Fakat mesele yalnızca istihdam değil. Sosyal sorumluluk çalışmalarımızda da kadınların üretime ve ekonomik hayata daha fazla katılmasını destekleyen projelere yöneliyoruz.

Kilis’in coğrafi işaretli yorganını kadın emeğiyle yeniden ekonomiye kazandıran projeniz nasıl ortaya çıktı?

Aslında Kilis’e başlangıçta yalnızca fikir alışverişi yapmak için gitmiştik.

Kilis Valiliği ve ilgili kurumların davetiyle gerçekleştirilen bir çalıştayda “Ne yapılabilir?” diye konuşacaktık. Fakat oradaki projeyi çok beğendik ve sahiplendik.

Kilis yorganı coğrafi işaretli bir ürün ancak bu işi yapan usta sayısı ciddi biçimde azalmış durumda. Geleneksel üretim endüstriyel ürünler karşısında gerilemiş.

Oradaki ustalar yorgan yapımını kadınlara öğretti. Biz desen ve kumaş desteği verdik. Kadınlar üretimi gerçekleştirdi; ardından ürünleri ambalajlayıp Bambi mağazalarında satışa sunduk.

Şu anda 50’nin üzerinde mağazamızda ve internet sitemizde satılıyor. Satıştan elde edilen gelir kadınlara gidiyor.

Bu çalışma “Kadın Eliyle Emeğiyle” çatısının bir parçası. Kilis bunun ilk adımlarından biri. Daha önce Denizli’de de benzer çalışmalarımız oldu; başka bölgelerle ilgili görüşmelerimiz de devam ediyor.

Burada istediğimiz şey tek seferlik yardım yapmak değil, kadınların kendi emekleriyle üretip ekonomik değer oluşturabildiği sürdürülebilir modeller geliştirmek.

Hülya Avşar’la dokuz yıla yayılan iş birliğinizi “Hülya Avşar’dan önce ve sonra” diye tanımlıyorsunuz. Bu iş birliği Bambi’nin marka yolculuğuna ne kattı?

Bizim açımızdan gerçekten bir milat.

Ulusal reklam çalışmalarına güçlü biçimde çıktığımız dönem Hülya Hanım’la başladı. Yaklaşık dokuz yıldır beraber çalışıyoruz.

Kendisinin çok geniş kitlelere ulaşması, sevilen ve başarılı bir isim olması Bambi’nin ulusal marka olma yolculuğunu hızlandırdı. Onun bilinirliğiyle markanın bilinirliği de doğru orantılı biçimde gelişti.

Bu süre boyunca birlikte çok sayıda reklam filmi, kampanya ve mağaza açılışı yaptık.

Zaman içinde ilişki yalnızca reklam yüzü-marka ilişkisi olmaktan da çıktı. Dostluğa dönüştü; bizim için aileden biri gibi oldu.

Dolayısıyla Bambi’nin bugünkü bilinirliğinde Hülya Avşar iş birliğinin önemli bir katkısı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

“İnsan ömrünün üçte biri uykuda geçiyor” diyorsunuz. Doğru yatağın uyku kalitesindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Burada benim vurgulamak istediğim şey yalnızca kaç saat uyuduğumuz değil, uykunun ne kadar kaliteli olduğu.

Uzun süre yatakta kalabilirsiniz ama uykunuz sürekli bölünüyorsa sabah dinlenmiş kalkamayabilirsiniz.

Bu nedenle yatağın kişinin konforuna uygun olması çok önemli.

Uyku teknolojilerinin amacı da burada devreye giriyor. Paket yaylar, farklı sünger türleri ve diğer materyaller kullanılarak kişinin vücuduna ve konfor beklentisine uygun seçenekler geliştiriliyor.

Biz inovasyon çalışmalarımızda da temelde buna odaklanıyoruz: İnsanların daha konforlu ve kesintisiz bir uyku deneyimi yaşayabilecekleri ürünler geliştirmek.

Kendinizde en çok hangi özelliklerinizi seviyor, hangi yönünüzü eleştiriyorsunuz?

Sabırlı olmamı seviyorum. Gerçekten çok sabırlı bir insanım.

Bir de kolay demoralize olmam. İçimde sürekli bir heyecan vardır. Bir şey olduğunda “Hallederiz, bir yolunu buluruz” diye bakarım. Umutsuzluğa çok fazla kapılmam ve olayların iyi tarafını görmeye çalışırım.

Çalışkan olduğumu da düşünüyorum. Ne yapıyorsam en iyisini yapmaya çalışırım.

Kendimde çok sevmediğim tarafım ise fazla detaycı olmam. Detaylara çok takılıyorum. İş hayatında bazen bunun karşı tarafa zorlayıcı gelen bir tarafı da olabiliyor.

Huyum böyle; değiştirmeye çalışsam da tamamen kurtulabildiğim bir özellik değil.

“Başarı bir varış değildir; öğrenmenin devam ettiği bir süreçtir” diyorsunuz. Kariyerinin başındaki gençlere neler önerirsiniz?

Öncelikle başarı kolay elde edilmiyor. Aceleci olmamaları gerekiyor.

Sabır çok önemli. İşi sahiplenmek ve sorumluluk almak gerekiyor.

Bir işi zaten düzgün yapmak zorundasınız. Siz onu iyi yaptıkça bir sonraki sorumluluk geliyor. Bazen siz talep ediyorsunuz, bazen yaptığınız işler nedeniyle o sorumluluk kendiliğinden size geliyor.

Bugün fabrikada yaklaşık bin çalışanımız var ve genç arkadaşlarımızı da gözlemliyorum. Mesaisi biter bitmez yaptığı işle bütün bağını koparanlar da var; sürekli yeni fikir ve projeyle gelenler de.

Bir genç gelip “Şöyle yapsak nasıl olur, böyle bir proje geliştirebiliriz” dediğinde çok hoşuma gidiyor. Çünkü kendisini geliştirmeye ve değişime açık olduğunu gösteriyor.

Ben 26 yıl önce başladığımda dünya bugünkü gibi değildi. Teknoloji değişti, iş yapış biçimleri değişti. Siz de değişime ayak uyduramazsanız bir süre sonra geride kalırsınız.

Bu yüzden gençlere sabırlı olmalarını, sorumluluk almalarını, yaptıkları işi sahiplenmelerini ve öğrenmeye hiç ara vermemelerini öneriyorum.

Başarı benim için bir varış noktası değil; öğrenmenin devam ettiği bir yolculuk.

Elinizde dünyadaki herkese ulaştırabileceğiniz tek bir mesaj olsaydı ne söylerdiniz?

Bugün en kıymetli şeylerin sevgi ve barış olduğunu düşünüyorum.

Belki çok klasik geliyor ama hâlâ bu konuda ciddi eksiğimiz var. İnsanlar biraz daha az bencil olmalı ve empati yapmalı.

Kendimizi sürekli merkeze koymak yerine karşıdaki insanın ne hissettiğini de düşünmemiz gerekiyor.

Birbirimizi daha fazla anlamaya ve sevmeye ihtiyacımız var.

Benim dünyaya vereceğim mesaj bu olurdu: Biraz daha sevgi, biraz daha empati ve barış. 

Bu habere emoji ile tepki ver

Tek tepki verebilirsiniz; aynı emojiye tekrar basarsanız geri alınır.

Bu yazı ilginizi çektiyse İnsan kaynakları, liderlik ve çalışan deneyimi gündemine dair tüm içeriklerimize göz atın.
Tüm yazılar
İLGİLİ İÇERİKLER

Okumaya devam edin.

Tüm arşiv